Howlin' Mad Murdock here, only this time my body's split along with my mind. So, leave a message after the beep and I'll get back to you just as soon as my shock therapy’s over. Bye now.


Text

Nov 26, 2009
@ 3:42 pm
Permalink

And I, Jack, the Pumpkin King.
That’s right, I am the pumpkin King! Hah! Hah! Hah!
And I just can’t wait until next Halloween
‘cause I’ve got some new ideas that will really make them scream
and, by God, I’m really gonna give it all my might!
Uh-oh, I hope there’s still time to set things right…


Photo

Nov 25, 2009
@ 4:56 pm
Permalink

(via asrizamanlar)

(via asrizamanlar)


Photo

Nov 25, 2009
@ 2:07 pm
Permalink

clientsfromhell:

(via couch)

clientsfromhell:

(via couch)


Video

Nov 25, 2009
@ 2:07 pm
Permalink

The Muppets: Bohemian Rhapsody


Photo

Nov 23, 2009
@ 5:01 pm
Permalink

nerfherder:

Carl Sagan Quote on Marijuana

nerfherder:

Carl Sagan Quote on Marijuana


Video

Nov 12, 2009
@ 3:07 pm
Permalink

Confessor confess me!

Confessor confess me!

Confessor confess me!

Confessor confess me!

Confessor confess me!

Confessor confess me!

Confessor confess me!

Confessor confess me!

Confessor confess me!

Confessor confess me!

Confessor confess me!


Photo

Nov 11, 2009
@ 10:33 am
Permalink

asrizamanlar:


Bugün 10 Kasım… “Ülkemizin birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyduğu bugünlerde” diye başlayan sıkıcı şeyler söylemek değil niyetim. Öncelikle bu harika insanı saygıyla anmak istedim…

Hala, bir ulusun her sosyal sınıftan büyük bir kesiminin, zorla yaptırılmadığı halde yılda bir kez trafiği, hayatı bir dakikalığına durdurma isteklerinin fantastik güzelliğine bayılıyorum. Bu, yılda bir kez yapılan toplu merasim bile onun bu ulusca nasıl samimiyetle sevildiğinin harika bir göstergesi. (Bu konuda met-üstün nefis “10 kasım” yazısını bir şekilde herkes okuyabilse keşke)

Bu vesileyle bir sıkıntımı dile getirmek istiyorum: 

facebook’taki Atatürkçülük adı altında aslında ırkçılık yapan gruplara kesinlikle katılmıyorum. Ortalığa pompalanan ırkçılık gazı artık beni iyice korkutuyor. Bu grupların pompaladığı ırkçılık gazına alet olmak istemiyorum.

Galiba herkesin anladığı Atatürk birbirinden epey farklı. Oysa ben, yıllardır Atatürkçü düşüncenin  ön şartları olarak evrensel düşünebilmeyi, kabileci bir milliyetçilik yerine insan sevgisini, eşitlikçiliği, bağımsız olmayı ve özgür düşünceyi saydım. Atatürkçülükten bu konuları öğrenmeye çalıştım. Ya ben konuyu tamamen yanlış anlamış durumdayım ya da ortada dönen çirkin ırkçılık propagandasına hepimiz alet oluyoruz. Bu yüzden ne kadar iyi niyetle yolladığınızı bilsem de bu gruplara davetiye göndermemenizi rica ediyorum. 

Atatürkçülüğün dünyada daha çok tanınmasına değil ama bu şekilde pop listelerinde yarıştırılarak ve yanlış bir bilinç pompalayarak değersizleştirilmesine karşıyım. 

Anlayışınızı rica ederim…

asrizamanlar:

Bugün 10 Kasım… “Ülkemizin birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyduğu bugünlerde” diye başlayan sıkıcı şeyler söylemek değil niyetim. Öncelikle bu harika insanı saygıyla anmak istedim…

Hala, bir ulusun her sosyal sınıftan büyük bir kesiminin, zorla yaptırılmadığı halde yılda bir kez trafiği, hayatı bir dakikalığına durdurma isteklerinin fantastik güzelliğine bayılıyorum. Bu, yılda bir kez yapılan toplu merasim bile onun bu ulusca nasıl samimiyetle sevildiğinin harika bir göstergesi. (Bu konuda met-üstün nefis “10 kasım” yazısını bir şekilde herkes okuyabilse keşke)

Bu vesileyle bir sıkıntımı dile getirmek istiyorum:

facebook’taki Atatürkçülük adı altında aslında ırkçılık yapan gruplara kesinlikle katılmıyorum. Ortalığa pompalanan ırkçılık gazı artık beni iyice korkutuyor. Bu grupların pompaladığı ırkçılık gazına alet olmak istemiyorum.

Galiba herkesin anladığı Atatürk birbirinden epey farklı. Oysa ben, yıllardır Atatürkçü düşüncenin ön şartları olarak evrensel düşünebilmeyi, kabileci bir milliyetçilik yerine insan sevgisini, eşitlikçiliği, bağımsız olmayı ve özgür düşünceyi saydım. Atatürkçülükten bu konuları öğrenmeye çalıştım. Ya ben konuyu tamamen yanlış anlamış durumdayım ya da ortada dönen çirkin ırkçılık propagandasına hepimiz alet oluyoruz. Bu yüzden ne kadar iyi niyetle yolladığınızı bilsem de bu gruplara davetiye göndermemenizi rica ediyorum.

Atatürkçülüğün dünyada daha çok tanınmasına değil ama bu şekilde pop listelerinde yarıştırılarak ve yanlış bir bilinç pompalayarak değersizleştirilmesine karşıyım.

Anlayışınızı rica ederim…



Quote

Oct 24, 2009
@ 2:31 pm
Permalink

Bahtsız bedevinin WoW üyeliği kartlarını kaybedip yenileri gelmediği hafta bitermiş.

— somebody digital


Text

Sep 16, 2009
@ 12:54 am
Permalink

Yavuz Sultan Selim Efendimizin Çaldıran Meydan Muharebesi - İhsan Oktay Anar

Haşmetlu, Azametlu, Fehametlu, Devletlu hünkarımız Sultan Selim Han Efendimizin yeni sadrazamı Arap Hilmi Paşa’nın emri uyarınca, Enderun’un baş vakanuvisi olarak, Şaşı Haydar Efendi denilen zındığın, Çaldıran Meydan Muharebesi hakkında çalakalem yazıp bir de marifetmiş gibi sağda solda anlattıklarını düzeltme, sinsice yalanlardan arıtma, eksiğini gediğini kapatma şerefi, Tanrı’ya şükür ve hamd olsun ki şahsıma verilmiştir. Bir zamanlar emrimde çalışan ve sayısız tokadımı yiyen Şaşı Haydar nam zındığın ne kadar palavracı olduğu, ancak yine de vakanuvis geçindiği, yedi iklim dört bucaktaki aklı başında, mürekkep yalamış, dirsek çürütmüş münevver zevatın zaten malumudur.

Bu zındık, Çaldıran Muharebesinin bir kenarı 24 adım olan ve 64 kareden oluşan büyük bir kare içinde cereyan ettiğini söylerken, bir de utanmadan, siyah karelere kömür tozu, beyaz olanlara ise kireç döküldüğünü yazmıştır! Haşa! Doğrusu şudur: Sultan Selim Han, bu dev satranç oyunu için gereken zemini usta tutup masraflarını karşılayarak siyah granit ve beyaz mermerden yaptırıp cömertliğini göstermiştir. (Fakat güya bir şah olan İsmail, kesesini açıp bu hayırlı işe tek kuruş katkıda bulunmamıştır) Ayrıca, siyah ve beyaz karelerin kenarları, zındığın yazdığından farklı olarak 3 değil 4 adımdır. 64 parçalı bu dev kare için Efendimizin sarf ettiği paranın, ayıptır söylemesi, tam 216 zolata ve 144 akçe olduğunu söylerler.

Şimdi muharebenin nasıl geçtiğin gelelelim: Her iki taraf da siyah ve beyaz renklerden birini seçecekti. Bunun için imsak vaktine yakın bir zamanda, yani siyah iplikle beyaz ipliğin ayırd edilemediği bir vakitte, biri Zenci ve diğeri de Çerkez olan iki köle salıverildi. Oyunun raconu böyle gerektiriyordu: Ok ve yay ile Zenciyi vuran siyah, Çerkezi vuran ise beyaz olacaktı. Nitekim, Şah İsmail’in kırmızı oku Zencinin kalbinden, Yavuz Sultan Selim’in yeşil olku ise Çerkezin boğazından çıkınca her iki ordunun da renkleri belli oldu.

Şafak vakti Orduyu Hümayun ile Şah İsmail’in dev ordusu bu “satranç meydanı”nda savaş düzenini almıştı. Her iki tarafın da kaleleri, “taarruz süvarisi” denilen eski kuşatma kulelerine benziyordu. İçlerinde 20 nefer ve tepelerinde ise 4 şahidarbezen topu taşıyan bu tekerlekli kuleler, meydanın köşelerine yerleşmişlerdi. Onların yanında ise elleri topuzlu süvariler vardı. Ortaya yakın bir yerde ise,her birinin sırtında hamuda benzeyen ve içlerinde 3-4 kişi ile bir küpeşte topu bulunan savaş filleri göze çarpıyordu. Ortada Haşmetmaaplarının yanındaki beyaz karede, kıyıcılığıyla nam salmış Kara İbrahim Paşa, siyah karede de, Haşmetlu, Fehametlu, Devletlu Sultanımız Yavuz Selim, adet güneş gibi parlıyordu. Aynı düzeni Şah İsmail de almıştı.

Bu muhteşem görünüme rağmen, sözüm ona bir vakanüvis olan Şaşı Haydar nam zındık, papuç kadar diliyle, bu savaşta piyadelerin ön saflarda olduklarını ve bu yüzden haklarının yendiğini söyleyecek kadar ileri gitmiştir. Oysa Sultan Selim Efendimiz, yanında celladıyla piyadelerle hoşbeş edip bu zavallıların dertlerini dinleyecek kadar yüce gönüllülük göstermişlerdir. Üstüne üstlük şu apaçık bir hakikattir ki bir kale, bir atlı, bir fil asla vezir olamaz, ama 8 kare ilerlemeyi başaran basit bir piyade pekala bir vezir olabilir. H-2 hanesindeki Bozbora adlı piyade bu gerçeği anlamış görünmekteydi. İşittiğim kadarıyla bu hırslı ve azimli piyade, diğer 7 yoldaşı olan Keleşbay, Oğuzbala, Tosunbay, Dalboğa, Alpagut, Çavuldur ve Atambay’a, “Bakın görün teresler! Azmedip vezir olacağım! O zaman hepiniz elimi eteğimi öpmek için sıraya gireceksiniz!” diyecek kadar hakikate ve kadere meydan okuma cesaretini göstermişti. Fakat sultanımız muharebeyi Şattülarap Açılışıyla başlatınca H-2 karesindeki bu zavallının neredeyse tüm umutları yıkıldı.

Ancak bundan daha da kötü bir şey oldu. Şah İsmail’in önündeki piyade şişlenince yol açıldı ve Vezir İbrahim Paşa E-2 karesine geçerek Şah İsmail’i tehdit etti. İbrahim Paşa, Şah İsmail’e şah çekecekti. Fakat bu iş Yavuz Sultan Selimin yapması gereken bir şeydi. Vezir arkasını dönüp Padişah efendimize, “Devletlu Sultanım! Lütfen “ŞAH!” diye bağırınız. Oyunun kaidelerinden biri de budur. Bağırmazsanız yenik sayılırız” diye fısıldayınca, Efendimiz, “Yedi iklim dört bucağın hakimi olan benim gibi bir padişah, şu pis pis sırıtan İsmail’e değil “şah” demek, “hela bekçisi” bile demez! diye haykırdı. Bu söz üzerine İbrahim Paşa, “Sultanım! Sis dudaklarınızı kıpırdatın, ben de elimle ağzımı gizleyip ‘şah’ diye bağırayım, belki yutarlar” demek zorunda kaldı.

Muharebenin ortalarına doğru bir nice düşman katledildi ve bir nice yiğit şehadet mertebesine erdi. Ne var ki Şaşı Haydar denilen zındık, bu sırada araya bir yalan sokuşturmuştur: Buna göre, Kara İbrahim Paşanın seyisi Kaspar nam köle, efendisi olan vezirin ayağını üzengiye geçirirken elindeki çamuru paşanın çizmesine bulaştırdığı için tokat yedi. Bunun üzerine, intikam hisleriyle görev yerini terk ederek Padişah Efendimizin huzuruna varıp el etek öptükten sonra Sultan Selim Han Efendimize, eğer veziri feda ederse Şah İsmail’i yok edebileceğini anlattı. Şaşı Haydar Efendinin aktardığına göre, Kaspar denilen köle, eğer Vezir Kara İbrahim Paşa G-8 karesine giderse, Şah İsmail’in kalesi tarafından alınıp telef edilecek, ama atlının F-7 kalesine gelip şah çekmesi halinde, İsmail mat olacaktı. Haşa sümme haşa! Bu fikir Kaspar’a değil Padişahımıza aitti. Hem efendisine ihanet eden bir köleden ne bejlenir ki! Kaspar, Kara İbrahim Paşanın en çok değer verdiği köleydi. Çünkü esir pazarındaki açır arttırmada paşa, Kaspar’a tam 1115 Filuri değer biçmişti. Efendisinin bu kadar çok değer biçtiği bir kölenin ihaneti asla affedilemez!

Hal böyle olunca, Padişah Efendimiz vezire emir buyurdu ve G-8 karesine gitmesini emretti. Fakat Vezir Kara İbrahim Paşa, Hünkarımıza, “Devletlu Padişahım! Dediğiniz yere gidersem bu benim sonum olur! Şah İsmail’in kalesi beni alır! Beni feda etmeyin! Size bunca hizmetim var! Kıymayın bana!” diye yalvardı. Ama Efendimiz, “Bre melun! Padişahın için ölmekten nasıl korkarsın ey kavuğunu kerktiğimin veziri! Şimdi git dediğim yere!” diye haykırdı. Böylece vezir atını mahmuzladı mahmuzlamasına, ancak yolun yarısında durdu.

Veziri Kara İbrahim Paşanın emre uymadığını gören Hünkarımız küplere bindi ve apaşanın gerisindeki piyadeye, “Sen Vezirin arkasındaki piyade! Veziri hemen öldür! Emre karşı gelmenin ne olduğunu anlasın!” diye bağırdı. Fakat piyade, “Hünkarım! Ben satrançtan pek anlamam, ama bildiğim kadarıyla kendi taşımızı alamayız” diye cevap verdi. Bunun üzerine Efendimiz, “Dediğimi yap deyyus!” diye feryad edince, piyade, “Paşam! Seni öldürmek istemezdim. Ama emir yüksek yerden geldi. Sen en iyisi Kelime-i Şahadet getiriver” dedi ve çok geçmeden, mızrağını vezirin gırtlağına soktu. Bu fırsat da işe yaramayınca ortalık can pazarına döndü. Hatta siyah ve beyaz kareler, dökülen kandan zort ayırt edilir oldu. Kala kala 3 taş kalmıştı: 2 şah ve bir kale.

Üçüncü taş olan kaleye Yavuz Sultan Selim Han efendimiz öyle bir omuz attı ki iki adam boyundaki kale devriliverdi. Ancak, o esnada oyunu seyredenlerden bir nefer, “Hünkarım! Ne yaptınız! Oyun pat oldu şimdi! Sözün kısası berabere kaldınız! Biz şimdi ne yapacağız! Artık Tebriz şehrini yağmalayamayacağız! Oysa karılarımıza ganimetle döneceğimize dair kitaba el basıp söz vermiştik!” diye nida etti. Bu söz padişahımızın o kadar gücüne gitti ki kurala kaideye aldırmadan Şah İsmail’in üzerine yürüdü ve yakınına geldiğinde sağ eline tükürüp Acem Şahının suratına okkalı bir Osmanlı tokadı oturttu. Derken tokatlar şaplaklar birbirini izlemeye başladı. Ufak tefek biri olan İsmail, gerileye gerileye muharebe alanını terk etti.

Bu duruma seyirci kalamayan bazı “halden anlayan kişiler” Şah İsmail ile Sultan Selim’i birbirlerinden ayırmaya yeltendiler. Onca kalabalık birikince, artık kendini güvende hisseden İsmail, Padişahımıza nah işareti bile yaptı. Ama bir yeniçeri, Padişahımıza “Uyma sen ona ey Padişahım! Adam aile terbiyesi görmemiş!” deyince hünkarımızın öfkesi biraz yatışır gibi oldu.

Çaldıran Meydan Muharebesi bitmiş, her iki ordu da ağırlıklarını toplamaya başlamıştı. Attığı tokatlardan yorgun düşen Sultan Selim, oracıkta bulduğu bir tahtta oturup dinleniyordu ki on iki neferli bir Acem zabiti gelip, “Ey padişah! Bir zahmet o tahttan kalkıver. O taht Şah İsmail’indir ve onda, saçı bitmedik yetimin hakkı vardır.” dedi. Hal böyle olunca, Sultan Selim Efendimiz oturduğu tahta yellendi ve Acem zabitine, “Bu taht şimdi Yavuz Sultan Selim’in saldığı zarta ile mühürlenmiştir. Şimdi bu tahtı ister alın ister almayın, bu size kalmış artık!” dedi.

Bütün bunlara karşılık, Şaşı Haydar denilen zındık, Acem zabitinin Efendimize “Sen yellendikten sonra bu taht artık murdar olmuştur. Şahımız buna asla oturmaz. Ancak şunu bil ki şahımız da bu tahtta defalarca yellenmiştir. Şimdi sen onun zarta saldığı tahtta oturuyorsun. Bizim böyle bir tahta ihtiyacımız yok. Al, sen otur!” dediğini söyler ki yalanın da yalanıdır.

Birkaç şahidin söylediklerine bakılırsa, Sultan Selim Efendimiz, Şah İsmail’in tahtından hemen kalkmamıştır. Bazılarına göre yorgunluktan, diğerlerine göre “derin düşüncelere daldığından” ama bir iki kişiye göre ise, yalnızlığın tadını çıkarmak için…


Text

Jul 30, 2009
@ 1:04 am
Permalink

Hiçkimse Sahiplenmez

Sen canlısın. Bu da sonsuz bir potansiyelin olduğu anlamına geliyor. Her şeyi yapabilirsin, herhangi bir şey yaratabilirsin, herhangi bir şeyi düşleyebilirsin. Eğer dünyayı değiştirirsen dünya değişir. Potansiyel. Öldüğün zaman, o yok olacak. Son. Yarattığını yaratmış, düşünü düşlemiş, ismini yazmış olursun. Buraya gömülebilirsin, hatta yürüyebilirsin. Ama potansiyel bitmiştir.

Mezarlık Kitabı / Neil Gaiman


Photo

Jul 21, 2009
@ 6:48 pm
Permalink

Isır beni, kurbanın olayım ya da Jessica gibi “maker”im olsun tüm insanlık düşmanım olsun. Gerisi burada: http://www.imdb.com/name/nm2832695/

Isır beni, kurbanın olayım ya da Jessica gibi “maker”im olsun tüm insanlık düşmanım olsun. Gerisi burada: http://www.imdb.com/name/nm2832695/



Audio

Jul 9, 2009
@ 4:19 pm
Permalink
Played 7 times. DL

[Flash 9 is required to listen to audio.]

“Hello, this is Linus Torvalds, and I pronounce Linux as Linux!”


Video

Jul 8, 2009
@ 8:38 pm
Permalink

asrizamanlar:

yelthenymph:

Bazı şeylerin duygusunu verebilmek, bazı duyguları anlatabilmek için uzun uzun cümlelere gerek olmadığının çok güzel bir kanıtı: Joaquin Baldwin’in 50’nin üstünde ödülü olan kısa filmi Sebastian’s Voodoo.

Baldwin’in portfolyosu için: http://www.pixelnitrate.com/